Batı KADDAFİ’yi neden sevemedi?

Libya’ya Yapılan Müdahalenin Arkasındaki Gerçek Sebep

Libya, dünya genelinde üretilen petrolün yalnızca %2’lik bir kısmını karşılıyordu. Bu miktar piyasadan tamamen çekilse bile, Suudi Arabistan tek başına bu açığı kapatabilecek kapasiteye sahipti. Dolayısıyla mesele sadece petrol gelirleri değildi; hatta asıl sebep bu bile sayılmazdı.

ABD ve diğer kapitalist ülkelerin Libya’ya karşı cephe almasının arkasında çok daha derin bir finansal bağımsızlık yatıyordu: Muammer Kaddafi, IMF veya Dünya Bankası kredilerine asla el açmadı. Libya ekonomik olarak tamamen bağımsızdı ve müdahalenin asıl nedeni de buydu. Batı için liderin bir diktatör olması hiçbir zaman sorun teşkil etmedi; nitekim çıkarlarına uyan pek çok diktatörle ortaklık kurmaktan çekinmediler. Ancak ne zaman ki Kaddafi, OPEC üyesi petrol ihraç eden ülkelere petrolü dolar ve avro yerine altın karşılığında satmayı önerdi, işte o zaman kırmızı çizgi aşılmış oldu.

Bu hamle, karşılıksız para basan Batılı ülkelerin finansal olarak iflasını istemek anlamına geliyordu. Geçmişi hatırlayalım: Bunu en son dile getiren lider, OPEC ülkelerine dolarla satışı durdurmayı öneren Saddam Hüseyin’di. Hepimiz onun sonunun ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Kaddafi’yi de benzer şekilde linç ettiler.

Altın Dinar ve Birleşik Afrika Projesi

Kaddafi cesur bir adım atarak dolar ve avroyu reddetmiş, Arap ve Afrika ülkelerini kapsayan yeni bir para birimi olarak “Altın Dinar” hareketini başlatmıştı. Hedefi, birleşik bir Afrika kıtası içinde 200 milyon insanın kullanacağı ortak bir para birimiydi.

Kaddafi’nin fikir babası olduğu bu “tek Afrika para birimi”, “ortak askeri güç” ve “tek pasaport” fikri, pek çok Arap ve Afrika ülkesi tarafından kabul gördü. O dönem bu projeye karşı çıkan tek aktörler Güney Afrika Cumhuriyeti ve Arap Devletler Ligi başkanı olmuştu.

Proje, ABD ve Avrupa Birliği tarafından şiddetle reddedildi. Hatta dönemin Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, Libya’nın bu hamlesini küresel finans sisteminin güvenliğine yönelik doğrudan bir tehdit olarak nitelendirdi.

Küresel Bankacılık Karteline Kafa Tutan Merkez Bankası

Kaddafi döneminde Libya Merkez Bankası %100 devlete aitti ve kendi parası olan Libya Dinarı’nı tamamen kendi imkânlarıyla basıyordu. Libya’nın kendi kaynaklarıyla ekonomik kaderini tayin edebilen, bağımsız bir ülke olduğu gerçeğini kimse inkâr edemezdi.

Libya ile iş yapmak zorunda kalan küresel bankacılık kartelleri için en büyük zorluk, Libya Merkez Bankası’na ve onun bağımsız kurallarına tabi olma zorunluluğuydu. Bu bankayı dışarıdan manipüle etme güçleri sıfırdı. Obama, Cameron veya Sarkozy’nin konuşmalarında bu detayı göremezdiniz; ancak Libya’nın diğer uluslar gibi küresel bankacılık potasında eritilmesi, küresel elitlerin ajandasında ilk sırada yer alıyordu.

Üstelik Libya’nın elinde sadece petrol yoktu; Uluslararası Para Fonu (IMF) verilerine göre, Libya Merkez Bankası kasalarında 144 ton altın bulunuyordu. Bu kadar büyük bir rezervle, hangi ülke Uluslararası Ödemeler Bankası (BIS) veya IMF’nin dayatmalarına boyun eğerdi ki?

Fiyat İstikrarı vs. Para İstikrarı: Libya, İsviçre merkezli BIS sistemine üye olmadığı için para piyasalarının dışarıdan kontrol edilmesi imkânsızdı. BIS düzenlemelerinin temel amacı, ulusal ekonomilerin yok olması pahasına bile olsa özel bankacılık sistemini güçlendirmektir. BIS ve IMF’nin küreselleşme altındaki baskıları, ulusal ekonomilerin milli çıkarlara hizmet etmesini engeller. Libya Merkez Bankası “para istikrarını” (paranın değerini) öncelerken, Batı güdümlü merkez bankaları “fiyat istikrarını” (enflasyon kontrolü adıyla borçlanmayı) önceliyordu.

Borca Dayalı Olmayan Devlet Para Sistemi

Libya, emperyalist odaklara ve onların yerli işbirlikçilerine çıkar sağlayan “borca dayalı para sistemini” kullanmıyordu. Uluslararası para spekülatörlerinin ülke üzerinde hiçbir hâkimiyeti yoktu. Libya, paranın doğrudan devlete ait olduğu “Devlet Para Teorisi”ni uyguluyordu. Bu teoriye göre bir hükümet; herhangi bir özel bankaya ihtiyaç duymadan, enflasyona sebep olmaksızın kendi parasıyla tam istihdamı ve iç kalkınmayı sağlayabilir.

Libya Merkez Bankası’nın ulusal parayı basıp doğrudan halkın ve devletin amaçları doğrultusunda kullanması, o dönem şu muazzam sosyal hakları beraberinde getirmişti:

  • Tamamen ücretsiz eğitim ve sağlık hizmetleri,
  • Her yeni evlenen çifte faizsiz ve uzun vadeli 60 bin Libya Dinarı (yaklaşık 50 bin dolar) evlilik desteği,
  • Libyalıların “Dünyanın Sekizinci Harikası” olarak adlandırdığı, 33 milyar dolar maliyetli Büyük Yapay Nehir Projesi‘nin dış borç alınmadan inşa edilebilmesi.

Sonuç: Petrol mü, Finansal Bağımsızlık mı?

Şimdi asıl soruyu tekrar soralım: Libya’nın işgal edilmesinin gerçek nedeni petrol müydü, yoksa bu bağımsız merkez bankası ve bankacılık sistemi miydi? Kimileri bu nedeni zengin yeraltı su kaynaklarına da bağlayabilir. Elbette petrol ve suyun önemi yadsınamaz; ancak finansal kanıtlar, Merkez Bankası ve altın dinar hamlesinin çok daha ağır bastığını gösteriyor. Çünkü küresel güçler, borca dayalı bankacılık sistemi yoluyla parayı ele geçirdiklerinde; petrolü, suyu ve bir ülkenin gelecekteki tüm varlıklarını zaten otomatik olarak kontrol altına almış olurlar.

Libya, devletin kendi parasını basması ve enerji kaynaklarına sahip olması durumunda halkı için neler başarabileceğini tüm dünyaya kanıtlamıştı. Bugün pek çok ülkenin petrolü olmayabilir; ancak bu ülkeler borca dayalı olmayan, faizsiz bir devlet para sistemiyle altyapı maliyetlerini yarı yarıya indirebilir. Yeni teknolojiler sayesinde enerji bağımlılığından kurtulabilir ve uluslararası bankerlerin borç tuzağına düşmekten kendilerini koruyabilirler.