Şahsyetli Bir Nesil İçin...
Canın Çıkarken Bile Nefsini İtham Et
Allah Teâlâ Bakara Süresi 284-286. ayetlerinde şöyle buyurmaktadır:
“Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Sizler, içinizdekini açığa vursanız da, gizli tutsanız da Allah ondan sizi yine hesaba çeker. Sonra kimi dilerse mağfiret eder, kimi dilerse ona azab eder. Allah her şeye kadirdir.
O Resul de kendisine Rabbinden indirilene iman etdi, mü’minler de. Onların hepsi de Allah’a, meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine inandılar. O’nun peygamberlerinden hiç birini diğerlerinden tefrik etmeyiz, cümlesine inanırız, emirlerini dinleriz, ve itaat ediyoruz ey Rabbimiz, mağfiretini isteriz, son varış ancak Sanadır, dediler.
Allah, hiç bir kimseyi, gücünün yeteceğinden fazlasıyla mükellef tutmaz. Kişinin kazandığı (hayır) kendi lehine, yaptığı (şer) de aleyhinedir.
Ey Rabbimiz, unuttuğumuz yahut hata ettiğimiz şeylerden dolayı bizi muaheze etme.
Ey Rabbimiz, bizden evvelkilere yüklediğin gibi bize de ağır bir yük yükleme.
Ey Rabbimiz, takat getiremeyeceğimiz bir şeyi bize yükleme! Bizleri affet, bizleri mağfiret et, bizleri rahmetin içine al. Sen bizim Mevlamızsın. Artık kâfirler güruhuna karşı da bize yardım et!”
Sahih-i Müslim’de Ebu Hüreyre -radıyallahu anh-den rivayet olunduğuna göre: “Rasûlullah sallallahü aleyhi ve sellem-‘e “Göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah’ındır. Siz, içinizdekini açığa vursanız da, gizli tutsanız da Allah sizi onunla hesaba çeker. Dilediğini mağfiret eder, dilediğine azab eder. Allah her şeye kadirdir.“ mealindeki ayet-i celile nazil olunca bu, Rasûlullah’ın ashabına çok ağır geldi, gönüllerini bastı. Toplanıp Rasûlullah’a geldiler ve şöyle dediler:
– Ey Allah’ın Rasûlü, takat getirebileceğimiz amellerle mükellef tutulduk: Namaz, oruç, cihad vs. gibi. Fakat şu nazil olan ayettekine takat getiremeyiz, dediler.
Rasûlullah -sallallahü aleyhi ve sellem-: Yoksa siz de ehl-i kitap (Yahudi ve Hristiyanlar)ın sizden evvel dedikleri gibi “İşittik fakat isyan ediyoruz” mu diyeceksiniz? Bilakis: “İşittik, dinliyoruz ve itaat ediyoruz ve Senin mağfiretini istiyoruz ey Rabbimiz. Son dönüş de ancak Sanadır” (Bakara, 285) demeniz lâzımdır.
Ashab-ı kiram: “İşittik ve itaat ettik” dediler.
Bir hadis-i şerifte Rasûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz:
“Allah Teâlâ; ümmetimi gönüllerinden geçenlerden, onları yapmadıkları ve söylemedikleri takdirde affetmiştir” buyurmuşlardır.
Akl-ı selim sahibine yaraşan, havatırı kalbinden def edip, bozuk şeylerden gönlünü uzak ve temiz tutup fasık cemaatlerle bulunmamak ve onlarla beraber haşrolma tehlikesinden uzak durmağa çalışmaktır.
Bu ayet-i celile ile Allah Teâlâ kullarının devamlı surette murakabe halinde olup, gönüllerine sahip olmağa çalışmalarını ve orada hep iyi şeyleri ve Allah’ı gözetmelerini, böylece batın tehlikelerinden, halas olmağa çalışmalarını işaret ediyor. Eğer ubudiyyet adabında küçük gördükleri şeyleri devamlı surette yapmağa alışırlarsa bu küçükler büyür, sonunda büyük şeyleri de küçük görerek gönüllerini elden çıkarırlar ve helâk olurlar.
Kul, daima:
“Bütün hamdler Allah’a mahsustur. Allah’dan afvımı dilerim. Taate yöneltici kuvvet, ma’sıyete mani olan güç, ancak Allah Teâlâ sayesinde olur.” derse bu ona yeter. Bu, dünya ve ahirette Allah’ın azabından kurtarıcı devam edenlere fetih kapılarını açan bir zikirdir.
Şunu iyi bil ki; imanda tahkik derecesine ulaşabilmek şu aşağıdakileri yapmakla mümkündür:
– İsyan anında tevbe istiğfar
– Taatta Allah’ın ihsanını görmek
– Niyette rıza,
– Nimette şükrün mevcut oluşunu görmek.
Bütün bunlara ulaşmak, nefsini ıslâh etmeye çalışmak, canın çıkarken bile olsa, nefsini itham etmekle mümkün olur. (M. Sâmi Ramazanoğlu, Bakara Suresi Tefsiri, s. 370)
Mefhum Sözlüğü
A – E
- Akl-ı Selim: Doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayırabilen; yaratılışındaki saflığı ve dengeyi korumuş, sağduyulu akıl.
- Ayet-i Celile: Yüce, ulu ve saygıdeğer ayet.
- Bâtın: İç, gizli, dışarıdan görünmeyen taraf. Tasavvufta insanın iç dünyası, kalbi, niyetleri ve düşünceleri anlamında kullanılır.
- Ehl-i Kitap: Kendilerine ilahî kitap gönderilmiş olan topluluklar (genellikle Yahudi ve Hristiyanlar kast edilir).
F – H
- Fâsık: Allah’ın emirlerine itaatten sapan, kötülükten sakınmayan, açıkça günah işleyen kimse.
- Güruh: Kalabalık, topluluk (genellikle olumsuz bir anlam bütünlüğü içindeki gruplar için kullanılır).
- Halâs Olmak: Kurtulmak, selâmete ermek, manevî tehlikelerden sıyrılmak.
- Haşrolmak: Kıyamet gününde diriltilip hesap için bir araya toplanmak. Metinde “aynı sonu paylaşmak, onlarla bir tutulmak” anlamındadır.
- Havâtır (Hâtıralar): İnsanın iradesi dışında kalbine dışarıdan gelen, aniden beliren düşünceler, ilhamlar veya vesveseler. (İnsanın bunlara kapılmaması gerektiği vurgulanmıştır).
- Helâk Olmak: Mahvolmak, manen veya madden yıkıma uğramak, tükenmek.
İ – M
- İhsan: Tasavvufta, Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etmek ve O’nun lütfunu, ikramını her an kalpte hissetmek.
- Mağfiret: Allah’ın kullarının günahlarını örtmesi, bağışlaması ve azaptan koruması.
- Ma’sıyet: Günah, isyan, Allah’ın emirlerine karşı gelme hâli.
- Mevlâ: Sahip, efendi, koruyucu ve yardımcı (Burada Allah c.c. kastedilmektedir).
- Muaheze Etmek: Sorguya çekmek, hesaba katmak, sorumlu tutmak ve kınamak.
- Murakabe: İnsanın daima Allah’ın gözetimi altında olduğunun bilinciyle kalbini, düşüncelerini ve niyetlerini sürekli kontrol altında tutması; iç gözlem.
- Mükellef: Sorumlu, bir emri yerine getirmekle yükümlü tutulan kişi.
N – T
- Nefsini Islâh Etmek: Kötü huylardan, kibrinden arınarak nefsi terbiye etmek, iyiye ve güzele yönlendirmek.
- Nefsini İtham Etmek: Kendi nefsini (benliğini) suçlamak, daima kusurlu görerek kibre ve gurura kapılmamak.
- Tâat: Allah’ın emirlerine uyma, ibadet ve itaat etme.
- Tahkik (İmanda Tahkik): İmanı taklitten ve yüzeysellikten kurtarıp, sarsılmaz bir kesinliğe (yakîne), derin bir manevî tecrübeye dayalı hâle getirmek.
- Takat: Güç, kuvvet, bir şeyi yapabilme kapasitesi veya dayanma sınırı.
- Tefrik Etmek: Birbirinden ayırmak, aralarında ayrım yapmak.
U
- Ubudiyyet: Kulluk. Allah’a karşı acziyetini bilerek boyun eğme ve tam bir teslimiyetle ibadet etme hâli.
- Ubudiyyet Âdâbı: Kulluğun gerektirdiği edep kuralları; Allah’a karşı saygı, hürmet ve ince düşünce.







