Evlilik ve Boşanmalar Hakkında

Evlilik üzerinde medyanın oyunlarına dikkat etmek gerekir. Kadınlar eğer duygusal bir boşluktaysa ve çok fazla dizi izliyorsa, o dizideki aşklardan ve kadın üstünlüğünden etkileniyorlar. Dizilerdeki kadınlar çok erkeksi, dediğim dedik, akıllı ve kendini beğenmiş. Bu izlenimler, kadınları yanlış yönlendiriyor. Bu noktada kadınlarda erkekleşme başlıyor. Kadınlar hiçbir zaman edasını kaybetmemelidir. 

Erkek ve kadın doğuştan farklı yaratılmıştır. Allah kadınları şefkatli ve teslimiyetçi yaratmıştır. Erkekler ise güç, iddia ve başarı üzerine yaratılmıştır. Erkeğin hayata bakışı serttir. Kadınlarsa duygusaldır. Zaten normal olan erkeğin kadın gibi olmamasıdır.

Kadınlar, okuyan kız çocuklarını bile elinde mesleğin olsun, kendine güven, eşine muhtaç olma diye yönlendiriyor. Bu bilinçle yetişen kızların ileride evlilikleri yürümüyor.


Bir kadının evinin hizmetini yapmasını çirkin gösteren zihniyet, kadını dışarıda çalışmaya özendirermektedir.

Hemen her gün gazetelerde ülkemizde ki boşanma artışları ile ilgili haberler çıkıyor. Boşanma konusunda benim dikkatimi çeken şey: “Kadınlardaki gözü kara cesaret.” Bana gelen maillerin çoğunda kadınlar sorunları anlatıp “Bunların çözüleceğine inanmıyorum, boşanmayı düşünüyorum.” derken erkekler ise sorunları yazıyorlar arkasına “Boşanmayı düşünemiyorum bile çocuklarım var.” diyorlar.

Toplumda genel bir anlayış vardır: Pek çok kadın çocukları için kötü giden evliliğe katlanıyor. Halbuki bunun tam tersi bir manzara görüyorum. Çocuklarının hatırı için evliliğini sürdüren çok erkek var. Erkekleri anlamak zor değil. Yaratılıştan gelen koruma duyguları ile çocuklarının huzursuz da olsa aile ortamında büyümelerinin daha iyi olacağını düşünerek kolay kolay boşanma kararı alamıyorlar. Ya da mükemmel kadını bulamayacaklarını düşündüklerinden evliliği sürdürmeyi tercih ediyorlar. Peki kadınlardaki bu cesaret nerden geliyor? Mükemmel Adamı bulacaklarına olan inançları mı?

Modern kapitalizm, kadınları yuvasından koparmak ve kendi istekleri doğrultusunda kullanmak için özgürleştirir. Çünkü onlar için; kadın demek ucuz işçi demektir, kadın demek sorgusuz sualsiz iş yaptırılan demektir, kadın demek pazarlama işlerinde çekicilik demektir. Son yıllarda kadınlara ayrıcalıklar tanınmasına rağmen sorunlarının artarak devam etmesi ise bu iddiaların en basit ispatıdır.

Kadın meselesini ele alacaksak bunu Batılı düşünce kaynaklarına müracaat ederek ele alamayız; İslami kaynaklara müracaat ederek ele almak, anlama ve çözüm aramak zorundayız. Diğeri bugün İslam dünyasında uygulanmakta olan kadın programları, salt kadının özgürleştirilmesi veya durumunun iyileştirilmesi amacına yönelik değil, küresel güçlerin tahakkümünü kolaylaştırıcı hedeflerine yöneliktir.

Türkiye’de Kadın üzerinden yürütülen bir projeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Zina beraberliğini suç saymayan ama imam nikahı olarak söylenen dini nikahlı beraberliği suç sayan bir anlayışın üzerimizdeki planlarını fark etmek durumundayız. Dünyada kadın politikalarını belirleyenler, çocuk ve aileyi göz önüne almadan bu politikalarına devam edemezler.

Eski aile yapımızda yaşlılar, yani deneyimli aile bireyleri baş tacı edilir, başköşede oturtulurdu: Şimdi onların yerinde televizyon oturuyor!

Tanzimat’tan (1839) itibaren resmileşen “Batılılaşma” serüvenimiz aile yapımızı da bozdu. Yaşlıları da kapsayan “Geniş Aile” tipi gitti, yaşlıları dışlayan “Çekirdek Aile” tipi geldi.

O gün bugündür yaşlı aile bireylerinden (özetle “Ataerkil aile” yapısından) mahrumuz. Bu da gereksiz tartışmaların tırmanması, nihayet şiddete dönüşmesi ve boşanmaların artması sonucunu doğruyor.

Bu kez de şiddetin tırmanmasından ve boşanmaların artmasından telaşa düşüp on günlük kurslarda çözüm aramaya başlıyoruz.

Anne baba adaylarını on gün süreyle eğitip anne babalığa hazırlamamız halinde, aile içi şiddetin ve boşanmaların azalacağını hayal ediyoruz.

Hayal kurmayalım, bu iş böyle olmaz! Şiddete eğilimli olarak yetişen bir erkek ya da kadın, on günde eğilimlerini değiştiremez.

Dünya nüfusu artmaya devam ederken her geçen gün insanoğlu daha çok yalnızlaşmakta. Sayıca 7 milyara yaklaşıyor olsak da, herkes kendi dünyasında yalnız ve kendi derdiyle baş başa.  Bu yalnızlıktan en çok nasibini alanlar ise çocuklar.

Büyük çelişkilerin yaşandığı bir çağdayız. Köyler, şehirler büyüyor. Eskiden ıssız olan yerleri güya insanlar imar ediyor, şenlendiriyor. Ama buna rağmen yalnızlaşıyoruz. Bilgimiz artarken cehaletimiz derinleşiyor. Zira dünyadaki bilgi miktarı katlanarak çoğalıyor ama bilge insan sayısı yok denecek kadar azalmış durumda. Zenginler zenginliklerini kat kat çoğaltırken, yüz milyonlarca insan açlığın pençesinde.

İnsanoğlu uzayın derinliklerini keşfettikçe kendinden uzaklaşıyor. Bütün dünya global bir köye dönerken, kapı komşularını tanımayan insanların sayısı artıyor. Sanal ortamlarda arkadaşlıklar kurulurken, aynı işyerinde çalışanlar birbirleriyle konuşmaya gerek görmüyorlar.

Çatırdayan aile yapımız cemiyetimizin temeli olması itibari ile devletimizin ve milletimizin bekaasını tehdit etmektedir.

Batılılaşma, modernleşme, eşitlik, feminizm vs. fikir akımları; kurulan kadın sığınma evleri meselenin çözümüne çare olmayan hatta yanğının dahada alevlenmesine sebep olan amillerdir.

Huzur İSLÂM’dadır. Ailenin meşruiyetini tesisi eden NİKAH mefhumu nasıl din tabiri ise, ailede huzuru tesis eden mefhumların kaynağı da KUR’AN ve SÜNNETTİR.

Aile binamızın iskeleti çatırdıyor. Bu çatırtı çatırdayan yuvanın yıkıma doğru gittiğinin habercisidir. Oranlardan ders alıp yıkımı önlemenin çarelerini hep birlikte bulmalıyız. Kadının ekonomik özgürlüğü veya aile ekonomisine katkısı gibi gerekçelerle iş ortamına katılması boşanmaları çoğaltılmış, eşlerin birbirlerine tahammülsüzlüğü artmıştır. Medeniyet çatışması, çarpık kentleşme, kırsal kesimden şehre göç aile açısından yığınla problemi beraberinde getirmiştir. Nikahsız birlikteliklerin artmasına sebebiyet vermiştir.

Tüketim kültürü, market ve süpermarketler modern tapınak haline getirilmiş durumlarıyla aileyi sarsmıştır. Ailenin küçülmesi, dede ve ninenin aileden uzaklaştırılması, evde tek çocuğun mevcudiyeti büyük sorunlar oluşturmuştur. Kadınların çalışmaması ve evde bulunmaları da günümüzde çözüm olmaktan çıkmıştır. Evin her işini aletler yapmaktadır. Çamaşır ve bulaşığı ev hanımı değil, makineler yıkamaktadır. Yapılan yemekler hafta boyu “buzdolabında muhafaza edilmekte”, hazır gıdalar yenilmekte, telefon ile yemek siparişi verilmekte, evi elektrikli süpürgeler temizlemektedir.

Eskisi gibi evlilikler görev ve fedakarlığa dayanmaktan çıkmış, kişisel tatminler ön plana geçmiştir. Geçmişte aralarında problem çıkan çiftler, aile büyüklerinin hakemliğine müracaat ederlerdi. Şimdilerde hem o bilge kıymetler kaybolmuş, hem de gençler onlara güvenmez olmuştur. Böylelikle son 40-50 yılda devreye aile terapistleri girmiştir. Giderek de çiftlere yardım etmede önemli rol oynar hale gelmektedirler. Bütün bunlardan sonra diyebiliriz ki, İslâmi yaşam tarzına dönmekten başka dertlerimize hiçbir çare yoktur. Anlaşılıyor ki, Allah (c.c.) diyen kurtuluyor.