Şahsyetli Bir Nesil İçin...

Memleketin geleceği sosyal meselelerimizin memleket üzerindeki tesir ve nüfûzunun büyüklüğü ve genişliğini anlamış olmamıza bağlıdır. Cemiyetin durumu, bir memleketin siyasi ve idari vaziyetinin esasını teşkil eder. Dolayısıyla siyasi ve idari vaziyet, sosyal duruma bağlı olduğu için, cemiyetin durumu da kendini teşkil eden fertlerin ahlâk ve zihniyetine bağlıdır.
Her şey zihnî ve ahlâkî hasletlerimize bağlı olduğuna göre, mantıki bir netice olarak, idarî ve siyasî faaliyetlerimizin kıymeti de cemiyetin durumundan üstün olmayacaktır.
Kendimizde ilim eksikliğinden başka bir noksan bulmuyoruz. Bilgi sahibi kişilerin de kötülük yapabileceğine ihtimal vermiyor, ilim ve tekniği her şeye devâ sanıyoruz. İlim ve fen tahsiline gösterilen tek taraflı bu büyük itimat yeterli değildir. Azim ve sebat, irâde ve fedakârlık gibi çok lüzumlu ahlâkî hasletlerden mahrum bulunmamız sebebiyle, hiç bir zaman, ciddi başarılar kazanamıyor, fakat daima ilim ve sanat elde etmek ihtirası ile dolu bulunuyoruz.
Bizi daima hata ve yanlışlara sürükleyen ahlâkî noksanlarımız, yapmakla mükellef olduğumuz vazifeleri yerine getirmemize mânî olmaktadır. Ayrıca gurur ve bencilliğimiz, noksanlarımızı ve kendi gerçek değerimizi anlamamızı önlüyor. Kendimizi beğenerek, lâyık olmadığımız şeyleri elde etmek istiyoruz. Kayıtsız, tembel ve rahata düşkün olmamız “câhil âlimler” derekesinden kurtularak faydalı insanlar olabilecek derecede, ilim ve irfan tahsil etmemize mani oluyor.
Dolayısıyla Osmanlı cemiyetine mensup her ferdin vatanına karşı ilk ve en büyük vazifesi, ahlâkî noksanlardan mümkün olduğu kadar kurtulmak; kıskançlık ve bencillik hisleri yüzünden ortaya çıkan ve başkalarında görüp de beğenmediği, fakat bizzat kendinde de varlığını hissettiği her türlü kötü duyguları yenmekten ibarettir.
Vatanımızın bulunduğu bu kötü durumdan, en büyüğünden en küçüğüne kadar herkese, mevkî ve önemine göre bir mes’uliyet payı düşmektedir. Herkes önce kendini düzeltmelidir. İlmî kazançlarımız, ancak ahlâkî noksanlarımızı giderebildiğimiz derecede faydalı olacaktır. Aksi takdirde ilmimiz, kötü temâyüllerimizi teşvik edip arttırmaktan ve zararımıza sebep olmaktan başka bir şeye yaramaz.
İnsanın hareket yolunu çizen, akıl ve bilgisinden daha çok ahlâkıdır. Zeka ve bilgi, ancak ikinci derecede tesir sahibi olan vasıtalardır. Bir hain, kötü ahlâkının kendisine gösterdiğinden başka bir şeye aldırmaz. Akıl ve bilgi kuvvetini, ancak cinâyetini başarmak ve kendini kurtarmak için ötekini berikini kandırmakta kullanır.
Azim ve idâresinin azlığı sebebiyle hayatta başarı elde edememiş olan kimse, bu ahlâkî noksanlarını örtmeye ve gizlemeye çalışır. Akıl ve bilgisini, çoğu zaman, kendini teselli etmek için başkalarına iftira etmek veya haksızlıklara hedef olduğu iddiasında bulunmak üzere, hayâlî suçlular uydurmak için kullanır.








