Maturidi Kelamında Hikmet Arayışı: Lafzın Sınırlarından Basiretin Genişliğine

İslam düşünce tarihi içerisinde aklı vahiyle, nakli ise basiretle harmanlayan en köklü sistemlerden biri Maturidi akaididir. İmam Maturidi’nin inşa ettiği bu kelam ekolü, insanı kaskatı bir dogmatizme veya her şeyi çarpıtan bir rasyonalizme teslim etmez.

Maturidi düşünce sistemine göre hayatta, olayların dış görünüşüne ya da kendi sığ ve anlık zihni kalıplarımıza (ne anladığımıza) takılıp kalmak bir zafiyettir. Esas olan, Allah’ın evrene ve olaylara koyduğu hikmeti, eşyanın hakikatini ve bizden talep edilen asıl sorumluluğu (ne anlamamız gerektiğini) akıl ve basiretle keşfetmektir.

Maturidi akaidinin temel ilkeleri ışığında, bu idrak seviyesini ve hayattaki pratik örneklerini şöyle temellendirebiliriz:

Hikmet İlkesi ve Eşyanın Hakikati

Maturidi kelamının en karakteristik özelliklerinden biri hikmet kavramıdır. İmam Maturidi’ye göre Allah’ın abes (boş, anlamsız) bir fiili yoktur; O’nun her yarattığında, her emrinde bir hikmet ve gaye vardır. Eşyanın ve olayların bir hakikati mevcuttur.

  • İlke: İnsan, bir olayla karşılaştığında kendi anlık çıkarımına (ne anladığına) kilitlenirse hikmeti kaçırır. Maturidi sistemde akla düşen görev, o olayın arkasındaki ilahi nizamı ve “anlanması gereken” asıl dersi aramaktır.
  • Örnek: Büyük bir doğal afet veya ticari bir iflas yaşandığında, bir insanın anlık algısıyla “Allah beni cezalandırıyor, her şey bitti” demesi sadece kendi ham duygusunun ürünüdür (ne anladığıdır). Oysa Maturidi bir basiretle bakıldığında; evrendeki sebep-sonuç ilişkilerini (sünnetullah) incelemek, tedbirsizliği görmek ve bu musibetten “Bir daha aynı hatayı yapmamalı, daha sağlam binalar/ortaklıklar kurmalıyım” neticesini çıkarmak, Allah’ın o hadiseye koyduğu hikmeti (ne anlaması gerektiğini) kavramaktır.

Akıl ve Aklın Sorumluluğu

Maturidi akaidinde akıl, sadece nakli (vahyi) taklit eden edilgen bir araç değildir. Maturidi’ye göre insan, kendisine hiçbir vahiy ulaşmasa bile, sadece aklını kullanarak Allah’ın varlığını ve birliğini bulmakla sorumludur. Çünkü akıl, hak ile batılı, faydalı ile zararlıyı ayırt edebilecek bir donanıma sahiptir.

  • İlke: Akıl, kuralcı ve kaskatı bir bilgi yığınına saplanıp kaldığında işlevini yitirir. Maturidi’nin işaret ettiği akıl, esnek, üretken ve duruma göre doğruyu bulabilen akıldır.
  • Örnek: Bir fıkıh veya muamele meselesinde, asırlar önce yazılmış bir metindeki kelimeleri bugünün şartlarını hiç gözetmeden, kaskatı bir düz mantıkla aynen uygulamaya çalışmak aklın donmasıdır. Anlık lafza bakıp “Kural budur” demek, meselenin özünü kaçırmaktır. Maturidi esneklik ise, o kuralın asırlar önce hangi toplumsal fayda (maslahat) için konulduğunu anlamayı ve bugün aynı faydayı sağlayacak yeni çözümler üretmeyi (ne anlaması gerektiğini) gerektirir.

İyilik ve Kötülüğün Akılla Bilinmesi

Eşarî ekolünün aksine Maturidi, bir şeyin iyi (hüsün) veya kötü (kubuh) oluşunun akılla bilinebileceğini savunur. Din bir şeyi emrettiği için o şey iyi olmamıştır; o şey zaten özünde iyi ve faydalı olduğu için din onu emretmiştir.

  • İlke: Hayatta karşımıza çıkan olayların ve insanların niyetlerinin özündeki iyilik ve kötülüğü anlamak için peşin hükümlerimizi (ne anladığımızı) bir kenara bırakıp, aklın nesnel terazisini kullanmamız gerekir.
  • Örnek: Bir yönetici veya lider düşünün. Çalışanlarından biri aceleyle ve usule tam uymayan bir yöntemle büyük bir krizi önlemiş olsun. Eğer yönetici sadece kural kitabına bakıp “Bu personel kuralları çiğnedi, cezalandırılmalı” diye anlarsa (ne anladığı), kaskatı bir şekilperestliğe düşer. Ancak Maturidi yaklaşımla, personelin niyetindeki ve eylemindeki öznel iyiliği, yani şirketi/kurumu kurtarma gayesini görürse, o eylemin özündeki “hüsün”ü (güzelliği) kavramış olur. Cezalandırmak yerine ödüllendirmesi gerektiğini anlar.

4. Cüz’î İrade ve Kulun Fiilleri (Kesb)

Maturidi akaidinde insan, rüzgarın önündeki kuru bir yaprak değildir. Allah insana bir cüz’î irade vermiştir. Kul meyleder, ister, adım atar (kesb); Allah da o fiili yaratır (halk). Dolayısıyla insan kendi seçimlerinden tamamen sorumludur.

  • İlke: Kaderi pasif bir teslimiyet veya tembellik bahanesi olarak anlamak Maturidiliğe tamamen aykırıdır. İrade sahibi mümin, şartlar ne olursa olsun “Şimdi benim üzerime düşen sorumluluk nedir?” sorusuna odaklanmalıdır.
  • Örnek: Sınava çalışmayan ya da işinde gerekli özeni göstermeyen birinin başarısız olduğunda “Kaderim böyleymiş, Allah istemedi” demesi, teslimiyet zannettiği büyük bir yanılgıdır. Maturidi akaidine göre o kişinin anlaması gereken yalın gerçek şudur: “Ben cüz’î irademi tembellikten yana kullandım, gerekli sebeplere sarılmadım ve bu sonucun sorumlusu tamamen benim.” Hatayı kadere yıkmak yerine kendi iradesinin sorumluluğunu üstlenmek, Maturidi idrakin tam kendisidir.

Nihai Sonuç:

Maturidi akaidi, Müslümanı tembellikten, körü körüne taklitçilikten ve şekilperestlikten koruyan bir kalkandır. Bu sistemde hayata bakış; anlık algıların, duygusal tepkilerin veya kaskatı lafızların esiri olmak (ne anladığımız) değil; aklın, iradenin ve basiretin hakkını vererek her işin arkasındaki ilahi hikmeti ve ahlaki sorumluluğu (ne anlamamız gerektiğini) bulup çıkarmaktır.

Makâle –> Hayatta bazen NE ANLADIĞIMIZA değil; NE ANLAMAMIZ GEREKTİĞİNE odaklanmalıyız!..