Şahsyetli Bir Nesil İçin...
Araplardan biri hakkında şöyle bir hikâye anlatılır: Bu kişi, kalabalık bir cemaatin birisinin cenaze namazını kıldığını görür. Bineğinden inip o da katılır. Kendisine böyle yapmasının sebebi sorulunca: “Ölen kişi cennetlik birisidir,” diye cevap verir.
“Bunu sana kim söyledi?” denilince de şu karşılığı verir: “Bir cemaat bir şahıs hakkında şefaatçi olsun da, Kerim olan bir kimse onların bu ricalarını reddetsin, bu görülmüş müdür? Hayır, hayır! Vallahi kerim olan onları geri çevirmez. Kerimlerin en üstünü ve merhametlilerin en merhametlisi olan Allah hiç geri çevirir mi? Onları oraya şefaat etsinler diye çağırması, şefaatlerini kabul edeceğinin en açık bir alâmetidir. Zira Kerim olan kabul eder. Çağırmasa bile kabul eder. Nerde kaldı ki çağırıp da kabul etmesin?”
İlahi Bir Kalkan: Ateşten Korunmak
Bilmiş ol ki Allah Teâlâ sana cehennemden sakınıp korunmanı emrediyor:
“Ateşten korununuz.” (Âl-i İmrân, 131)
Yani cehennem ateşinin kıyamet gününde sana eza vermesine engel olması için onunla kendi aranda bir kalkan edin demektir. Hadis-i şerifte şöyle buyrulmuştur:
“Arada tercüman olmaksızın Allah Teâlâ herkesle tek tek konuşacak. Konuştuğu kişi sağ tarafına bakacak, daha önce işlemiş olduğu amellerden başka bir şey göremeyecek. Sol tarafına bakacak, yine amellerini görecek. Önüne bakacak, cehennem ateşini görecek. Artık siz yarım hurma ile de olsa kendinizi ateşten koruyunuz.” (Buhârî, Tevhîd, 36; Müslim, Zekât, 67)
Yarım Ekmeğin Sırrı: Mağribli Şeyhin Kıssası
Mağrib’teki şeyhlerimizin birisini sultana jurnal ettiler. Öyle bir suçlamaydı ki, onun öldürülmesi kesindi. Şehir halkı da bu jurnali ve suç olarak gösterdikleri şeyi ittifakla savunuyorlardı. Sultan, vezire halkın ve bu kişinin bir yerde toplanmalarını emretti. Şayet halk söylenileni doğrularsa vali böyle bir adamın öldürülmesini emrederdi; şayet doğrulamazsa serbest bırakılardı.
Kararlaştırılan günde halk toplandı. Ne için toplandıklarını da biliyorlardı. Hepsi ağız birliği etmişçesine o kişi hakkında “Fasıktır, öldürülmesi gerekir,” diyordu. Aksi görüşte olan yoktu.
Nihayet bu zât da toplantıya getirildi. Oraya gelmeden fırına uğramış ve ödünç olarak yarım ekmek alıp onu da oracıkta hemen tasadduk etmişti. Vali, onun en başta gelen düşmanlarından biriydi. İnsanların arasına getirildi ve denildi ki: “Bu adam hakkında ne biliyorsunuz, neler söyleyebilirsiniz?”
Orada bulunan herkes bir anda onu yüceltti. Hepsi söz birliği etmişçesine; “O güvenilir birisidir ve kendisinden razıyız,” dediler. Vali bu sözler karşısında hayrete düştü. Çünkü halkın aksi görüşte olduğunu ve o gelmeden neler söylediklerini çok iyi biliyordu. Bu işin ilâhî bir iş olduğunu anladı.
Şeyh ise gülüyordu. Vali ona dedi ki: “Niçin gülüyorsun?” Şeyh şu cevabı verdi:
“Resûl-i Ekrem’in sözündeki doğruluğa hayretimden ve bu söze olan imanımdan dolayı gülüyorum. Allah’a yemin ederim ki, buraya toplanan herkes, benim hakkımda söylediklerinin aksine bir inanç taşıyordu. Ey vali, sen de onlar gibi düşünüyordun. Hepiniz benim lehime değil, aleyhime çalışıyordunuz. Ben de cehennem ateşini hatırladım ve onun gazab bakımından sizden daha ileri olduğunu düşündüm. Yarım ekmek tasadduk edeyim diye hatırıma geldi. Yarım ekmeği yarım hurmadan daha büyük gördüm. Resûl-i Ekrem (sallallahu aleyhi ve sellem)’in şöyle buyurduğunu işitmiştim: ‘Cehennem ateşinden yarım hurma ile de olsa korunmaya çalışınız.’ Ben de sizin gazab ateşinizden yarım ekmekle korundum. Ateşten daha hafif olana, yarım hurmadan daha büyüğünü verdim. Böylece korunmuş oldum.”
Sadaka Vermeyi Alışkanlık Edinmek
Ey kardeşim! Sadaka vermeye kendini alıştır. Çünkü sadaka Allah Teâlâ’nın gazabını söndürür. Verilen sadakanın kıyamet gününde bir gölgesi olur ki, mahşerde sahibini güneşin hararetinden korur. Kişi o gün, insanlar arasında hüküm verilinceye kadar onun gölgesinde barınır.
Hadis-i şerifte bildirildiğine göre her sabah yeryüzüne iki melek iner. Onlardan birisi şöyle dua eder:
“Ey Allah’ım! Malını infak edene infakının karşılığı yeni rızklar ihsan et. Malını eksiltme.” (Buhârî, Zekât, 127; Müslim, Zekât, 57)
Bu durum ayette şöyle belirtilir: “Siz (Allah için) ne verirseniz, Allah onun yerine (daha iyisini) verir.” (Sebe Sûresi, 39)
Diğer melek de şöyle dua eder:
“Allah’ım! Malını infak etmeyip de tutana sen telef ver. (Yani infak etmesini nasip et)” (Buhârî, Zekât, 127; Müslim, Zekât, 57)
Bu melek de malını tutan kişinin, infak eden kişi gibi olması için dua eder; ona beddua etmez. Çünkü melekler ancak hayır dua ederler. Onlar şöyle derler: “Ey Rabbimiz! Senin rahmet ve ilmin her şeyi kuşatmıştır.” (Mümin Sûresi, 7)








