ÖMER BİN ABDULAZİZ HAZRETLERİ

ÖMER BİN ABDULAZİZ HAZRETLERİ

“Beşinci Râşid Halife” olarak yadedilmesi

Emevî hanedanının sekizinci halifesi olmasına rağmen Ömer bin Abdülaziz Hazretlerinin, İslam uleması ve ümmetin maşerî vicdanı (kolektif şuuru) tarafından icma ile “Beşinci Râşid Halife” (Hâmisü’l-Hulefâi’r-Râşidîn) makamına layık görülmesi, tesadüfi bir isimlendirme değil; liyakat, adalet ve takva eksenli muazzam bir inkılabın neticesidir.

Ömer bin Abdülaziz’in “Beşinci Râşid Halife” unvanını alışını hissî değil rasyonel ve fıkhi temellere dayandı. Mâtürîdî akaidi ve Hanefî fıkhı merceğinden analiz ettiğimizde:

Mâtürîdî Akaidi Açısından Analizi

Mâtürîdî kelamı, devleti ve siyaseti inancın (amentünün) bir parçası değil, aklın ve şeriatın bir gereği olarak görür. Bu bağlamda Ömer bin Abdülaziz’in “Beşinci Râşid Halife” addedimesinin arka planında şu ilkeler vardır:

  • İcma ve Delil (Kolektif Şuurun Gücü): “İslam uleması ve ümmetin maşerî vicdanı tarafından icma ile” vurgusu, Mâtürîdî epistemolojisinde (bilgi kuramında) çok kritiktir. İcma, Kur’an ve Sünnet’ten sonra dini bir delildir. Ümmetin bir şahsın “râşid” (doğru yolda) olduğu hususunda birleşmesi, o şahsın makamının sadece tarihi bir yakıştırma değil, makbul bir hakikat olduğunu gösterir.
  • Hüsün ve Kubuh (İyilik ve Kötülüğün Aklen Kavranması): Mâtürîdîlere göre adalet, liyakat ve dürüstlük aklen de “güzel” (hüsün) olan şeylerdir. Ömer bin Abdülaziz’in Emevî hanedanının zulümlerine son vermesi, insan aklının fıtri olarak onayladığı bir “hüsün”dür. Bu yüzden sadece kendi devrinde değil, tüm çağlarda ümmetin vicdanında makes bulmuştur.
  • İmametin “Usûl” Değil “Fürû” Olması: Mâtürîdîler halifeliği inanç esası saymaz. Ömer bin Abdülaziz’in 5. râşid halife sırasına yerleştirilmesi (manevi olarak), Sünni akaidinin esnekliğini gösterir; fazilet kronolojiye veya soya (Emevi olmasına) göre değil, fiiliyata ve adalete göre ölçülür.

Hanefî Fıkhı Açısından Analizi

Hanefî fıkhı, ameli ve hukuki bir nizamdır. Ömer bin Abdülaziz’in “muazzam bir inkılap” olarak nitelendirilen icraatları, Hanefî kamu hukukunun kusursuz bir tatbikatıdır:

  • Şekli Liyakatten Hakiki Liyakate Geçiş: Hanefî fıkhında devlet başkanında aranan en temel şartlardan biri liyakat ve adalettir. Emevîler döneminde halifelik saltanata (babadan oğula) dönüşüp fıkhi ehliyet zedelenmişken, metinde vurgulanan “liyakat ve adalet eksenli” duruş, hukuki meşruiyetin yeniden tesisini ifade eder.
  • Kul Hakkının (Mezâlim) Ref’i: Metindeki adalet vurgusunun fıkhi karşılığı, gasbedilen hakların iadesidir. Hanefî hukukunda amme menfaati (kamu yararı) ve şahıs hakları kutsaldır. Devletin veya hanedanın bekası bahanesiyle kimsenin malına çökülemez. Ömer bin Abdülaziz’in haksızlıkları gidermesi, İslam idare hukukunun (Siyaset-i Şer’iyye) yeniden işlemesidir.
  • Zühd ve Beytülmal Fıkhı: Hanefî fıkhında beytülmal (devlet hazinesi), yöneticinin şahsi mülkü değil, ümmetin emanetidir. Metinde geçen “takva” vurgusu, salt bireysel bir ibadet çokluğundan ziyade, devletin malını harcarken gösterilen fıkhi titizliğin (haram ve şüpheli şeylerden kaçınmanın) bir yansımasıdır.

Özetle; Hanefî-Mâtürîdî perspektifi saltanatın yozlaştırdığı siyasi bir kurumun, yeniden “Emanet, Liyakat ve Adalet” gibi Kur’ani ilkelere döndürülmesini görür. Onun beşinci halife sayılması, bir inanç akidesinin değiştirilmesi değil, fıkhi ve ahlaki mükemmelliğin hakkının teslim edilmesidir.


Ömer bin Abdülaziz’i bu müstesna iltifata mashar olmasının sebebi olan başlıca vasıfları ve icraatları şunlardır:

  • Ehl-i Beyt’e Hürmet ve Bid’atlerin İlgası: Emevî saltanatı döneminde, cuma hutbelerinde Hz. Ali (k.v.) ve Ehl-i Beyt’e yönelik beddua ve lanet okuma gibi çirkin bir bid’at ihdas edilmişti. Ömer bin Abdülaziz bu asılsız ve bölücü adeti derhal kaldırmış; yerine hutbelerin sonunda günümüzde de devam eden Nahl Suresi 90. ayetin (İnnallâhe ye’muru bi’l-adli vel-ihsâni…) okunması usulünü getirerek ümmetin vahdetini (birliğini) temin etmiştir.
  • Adalet-i Mutlakanın Yeniden Tesisi: İktidara gelir gelmez haksız yere el konulan malların iadesi için Mezâlim mahkemelerini kurmuştur. Kendi akrabaları olan Emevî hanedanı mensuplarının haksız kazançlarını ve imtiyazlarını ellerinden alarak asıl sahiplerine veya beytülmale iade etmiştir. Mevali (Arap olmayan Müslümanlar) ile Araplar arasındaki ayrımcılığa son vererek İslam kardeşliğini fiiliyata dökmüştür.
  • Zühd ve Beytülmal Hassasiyeti: Halife olmadan önceki lüks hayatını tamamen terk etmiştir. Saray debdebesini reddetmiş, hilafet tahsisatını almamış, zevcesinin mücevherlerine varıncaya dek şahsi servetini beytülmale devretmiştir. Tıpkı Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer gibi fukara ve zâhidâne bir hayatı ihtiyar etmiştir.
  • İstibdadın Yerini Şûranın Alması: Kendisinden önceki halifelerin dayatmacı siyasetini terk etmiş, kararlarını dönemin büyük fukaha ve ulemasıyla (özellikle Hasan-ı Basrî gibi zâtlarla) istişare ederek almış, devleti ilmin aydınlığında idare etmiştir.
  • Tedvin-i Hadis (Sünnetin Kayda Geçirilmesi): Sahabenin vefatı ve hafızların azalması neticesinde hadis-i şeriflerin kaybolması veya tahrif edilmesi tehlikesine karşı, hadislerin devlet eliyle resmi olarak toplanması (tedvin edilmesi) emrini vermiştir. Bu adımıyla Sünnet-i Seniyye’nin günümüze sahih bir şekilde ulaşmasının en büyük vesilelerinden biri olmuştur.
  • Nesebî ve Manevî Veraset: Anne tarafından Hz. Ömer el-Fâruk’un (r.a.) torunudur (Annesi, Hz. Ömer’in oğlu Âsım’ın kızı Ümmü Âsım’dır). Ümmet, onun şahsında ceddi Hz. Ömer’in tavizsiz adaletini ve basiretini yeniden görmüştür.

“Rabbani Âlimler” Sınıfındaki Yeri (En Belirgin Vâsıf)

“Peygamber efendimizin ilim, adalet ve şeriat mirasını muhafaza eden bilgi otoriteleri” tanımı, Ömer bin Abdülaziz’in hayatının tam karşılığıdır.

  • Adalet Mirası: Emevi devletinin başına geçtiğinde, kendi akrabalarının haksızca el koyduğu tüm malları hazineye devretmiş, Hz. Ömer dönemi adaletini yeniden canlandırmıştır.
  • Şeriat ve İlim Mirası: O, sadece bir devlet başkanı değil, aynı zamanda yüksek seviyede bir müçtehiddir.
  • En büyük hizmetlerinden biri, Resûlullah’ın (s.a.v.) hadislerinin kaybolmasını önlemek için hadislerin resmi olarak tedvin edilmesini (kitaplaştırılmasını) başlatan ilk kişi olmasıdır.
  • İslam hukukunun ve sünnetin muhafazasındaki rolüyle tam bir Rabbani âlimdir.

Ömer bin Abdülaziz hazretlerinin hayatı, “Peygamber efendimizin ahlakını günümüze taşıyan rehberler (Veliler)” tanımına muvafıktır:

  • O, koskoca bir devletin başındayken bile yamalı hırka giyen, sarayda yaşamayı reddeden, geceleri ümmetin derdiyle ağlayan muazzam bir zühd ve takva velisidir.
  • Yaşayışıyla, adaletiyle ve nefis terbiyesiyle Resûlullah’ın manevi ahlakını zalamata gömülmüş bir dönemde yeniden ayağa kaldırmış ve sonraki nesillere rehber olmuştur.
    Bu yönüyle mânâ aleminde bu halkanın en ön saflarındandır.

Ömer bin Abdülaziz hazretleri, Rabbani Âlim kimliğiyle İslam şeriatını ve adaleti muhafaza etmiştir. İlme ve idareye Peygamber efendimizin ahlakını günümüze taşıyan rehberler (Veliler)” tanımına uyan ilim, irfan, adalet ve velayet sahibi Rabbani bir devlet adamı ve maneviyat önderidir.