Bir Ruh Macerası – Ayşe Şasa

Hayatının ilk yarısı bir korku filmi gibi geçti. Çocukluğunu batılı mürebbiyelerin elinde onların insafına terk edilmiş bir halde geçirdi. Anne-baba sevgisi ve ilgisinden uzak kaldı. Kendi değerlerinden önce batı değerlerini öğrendi. Ne batılı ne de doğulu olabildi. Kendine ve milletinin değerlerine karşı yabancılaştı. Anadili, dadı dili oldu. Bilinçaltı, ileride dayanılmaz bunalımlar yaşamasına zemin hazırlayan kötü tecrübe ve bilgilerle doldu. İç dünyasında çalkantılar yaşadı. Varoluşuna sahih bir neden aradı. Gençliğinde ideolojilerin çıkmaz sokaklarında savruldu. Aradığı mutluluğu evliliğinde de bulamadı.

Bu hal üzere bir ömrü en ağır derecede ızdıraplar içerisinde yaşadı. Ayşe Şasa hanımefendi bu halini,  “Allah hepimizi ve özellikle yeni nesilleri böylesi azaplardan esirgesin…” duası ile en veciz şekilde ifade ediyor.

Herkes geleceğe doğru hayal kurarken O’ nun hayalleri geçmişe doğru… Bir zamanlar nimetler içerisinde olduğu, fakat ızdıraplar içerisinde yaşadığı günleri hatırlıyor. Şimdiki haliyle, aklı ve gönlüyle o günlere tekrar dönüyor. Çocukluğundan hatırladığı, içerisinde manolyalar, frenk üzümleri, yıldız çiçekleri ve çimenler olan bahçeye gidiyor; çimenler üzerine seccadesini seriyor ve huzur içerisinde namaz kıldığını hayal ediyor.

“İslam bizi geri bıraktı, Batı karşısında yenilgilerimizin sebebi İslam’dır!”   hükmü bir inanç, bir yaşama biçimi olarak topluma sunulmaktadır. Bunu da modernlik kisvesi altında hınç ve taassupla dolu telkinler halinde yaymaktalar. Bu nevi ideoloji ve akımlara neredeyse meşruiyet kazandırıldı…

Ayşe Şasa hanımefendi, bu yanılgıların ortasında doğdu ve yetişti. Hakikatin ise tam tersi olduğunu pek çok bedel ödeyerek idrak etti.