Şahsyetli Bir Nesil İçin...
Özü tatlı, Sözü tatlı, Mesleği tatlı, Muhabbeti farklı, Bir gönül sarrafı; “Bandırmalı Tatlıcı Ali Efendi …”

Mevlana Celaleddin-i Rumi (K.S) Hazretleri buyururlar ki:
"Gül mevsimi geçince Gül kokusunu nereden alacaksın? Şüphesiz Gülsuyundan."
Burada ‘Gül’ den murad Hz. Muhammed (S.A.V) Efendimiz, Gülsuyu’ ndan murad ise O‘ nun Veli’ leridir…)
İşte O Gül‘ ün bahçesinden, ab-ı hayat bahşeden gülsuyundan, gönüllerimize düşen bir damla da Edep ve Tevazu deryası, “Bandırmalı Tatlıcı Ali Efendi Hazretleri”dir.
Bandırmalı Ali Efendi, 1913 yılında Üsküp’ te dünyaya gelmiş, daha küçük yaşta iken ailesi ile birlikte Üsküp’ ten Bandırma’ ya göç ederek, buraya yerleşmişlerdir. Bandırma’ nın Üsküp’ lü Muhallebicisi Talıcı Ali Efendi, Yıllarca Bandırma İskelesi karşısındaki tarihi Öztaylan Süt Evi‘nde muhallebicilik ile maişetini temin etmeye başlamıştır. Eşsiz bir zerafet ve estetiğe göre dizayn edilmiş ve gözlere olduğu kadar gönüllere de hitabeden tablo ve hüsn-ü hatlarla süslenmiş bu tarihi mekanda; nefis muhallebileri ve ulvi muhabbeti ile gönüllerde bitmez tükenmez tatlar bırakmıştır. Konuşması, oturması, kalkması bambaşka idi. Bir edep timsali, ilim ve irfan kaynağı idi. “Gönül” ve “Dost” endeksli sohbetleri, ”Efendim’ le başlayan, Efendim’ le biten” üslubu ve tabii Türkçesi ile zerafet, tevazu ve mahviyet sahibi idi. Kendisi ile tanışma ve görüşmüş olma bahtiyarlığına erişmiş olan sevenleri O’ nu “Bandırma’ dan yayılan Üsküp kokusu olarak ” tarif etmekteydi.
Sohbetlerinin odak noktası “Dost” idi. Her anını dostları ile paylaşmayı ister ve onlara ikram etmeyi çok severdi. Dosta ve dostluğa çok önem verirdi.
“Azizim” derdi, “Dost yakın akrabalardan önemlidir. Bunu vefat ilanlarında görürsünüz. Bu ilanlar şöyle sona erer: ”Dost ve Akrabalarına duyurulur.” “Mümkünse “derdi “ Namazınızı bir dost kıldırsın,bir dost kabre indirsin…O başkadır”…der ve ilave ederdi:
“ Mezarımı dostun geçeceği yol üstüne kazsınlar, Dost geçince belki bana can gelir. “
Dost ve bir güzellik arayıcısı olan Ali Efendi hazretleri, İstanbul ile alakasını hiç kesmemiş, Osmanlının son hanedanı ile tanışmış, ilim , irfan sanat ve tasavvuf erbabını bizzat ziyaret etmiştir. Birçok mutasavvıf, alim, şair, ressam ve hattatın takdir, teveccüh ve dualarına mazhar olmuştur. Kendisi bir güzellik arayıcısı idi. Anadolu’ nun hangi köşesinde nerede bir güzel insan varsa, oraya kadar gitmekten çekinmez, Onlarla görüşmeyi ihmal etmezdi. Dostlar Meclisinde kimler yoktu ki, Mehmet Akif Ersoy, Necip Fazıl Kısakürek, Hasan Basri Çantay, Neyzen Tevfik, Rıza Tevfik, Hattat Necmeddin Okyay, Fuat köprülü, İbn-ül emin Mahmut Kemal, Prof.Dr. Süheyl Ünver, Selçuk Eraydın, Yekta Efendi, Ömer Nasuhi Bilmen, Adnan Menderes, Abdülaziz Mecdi, Nurettin Topçu, Mahir İz,… ve daha niceleri….
Prof.Dr. Süheyl Ünver ‘Mahallebici’ başlıklı bir yazısında onu isim vermeden okurlarına tanıtmıştı. “Süheyl Bey’ in” kaleminden Ali Öztaylan Hazretlerini tanıyalım:

“… Öyle bir münevver ki, yüksek tahsili yok. Lâkin okumağa âşık ve ciddi eserlerin peşinde… Fatih Sultan Mehmed Han ve devri hakkında yazılan ne varsa mutlaka onun kütüphanesinde okunduktan sonra yerini almıştır. Muhallebiden kazancını hep bu yola sarf eder…. Birkaç dakika ayaküstü görüşmemizle üç defa karşılaştığımız bu zat bana günlerden birinde bir mektup yolladı… Böyle bir mektubu bana memleketin çok zengin ve ilm-ü irfanına âşık bir münevveri, bir mevki ve kariyer sahibi yazabilirdi… Bu muhallebici nerede? Bir defa, İstanbul’ da değil, İstanbul’ a yakın bir şehirde. Cenab-ı Hak’ tan böyle muhallebicilerin çoğalmasına dua etmekten başka iş ve vakit de kalmamıştır.”
Rahmetli Süheyl Ünver’in hazırladığı el yazması “Balıkesir” defterine düştüğü şu müstesna satırlarda ise onun hakkında şöyle bahsetmektedir: “Ali Öztaylan: Müslüman – Türk Rumelimizin en temiz örneği. Evliyadan..”
Birçok mutasavvıf ve evliyayı kiram ile bizzat görüşmüş, dualarını almış ve memmuniyetlerine mazhar olmuştur… Ahıskalı Ali Haydar Efendi (k.s), Mahmud Sami Ramazanoğlu (k.s), Tahirül Mevlevi (k.s) ,Abdülhay Efendi (k.s), Eskişehirli.Hacı Hilmi Efendi (k.s), Hakkarili Selim Efendi (k.s), Edirneden Ragıp Efendi (k.s), Seyyid Abdülhakim Arvasi (k.s), Bergamalı İbrahim Efendi (k.s), Ali Ulvi Kurucu (k.s.) ve Gönenli Mehmet Efendi (k.s)’ ye kadar bir çok meşayıh ve ülemayı tanıma ve görüşme imkanını bulmuştur.
Türbe ziyaretlerine çok ehemmiyet verir, İşlerinden imkân buldukça Bursa, Konya ve İstanbul gibi mübarek şehirleri ve burada medfun Evliya-yı Kiram ve ulemanın türbe ve kabirlerini ziyaret etmeye özen gösterirlerdi Buyuyrurlardı ki; ”Allah Dostlarının Türbelerini ziyaret ediniz, Bereket bulursunuz. Onlar diridirler, fakat bizler müşahede edemiyoruz. Bu zatları ziyaret etmek bile nasip işidir evladım, çağrılırsanız gelir ziyaret edersiniz. Ziyaret etmek nasip olmuşsa ne mutlu sizlere ki; çağrılanlardan olma bahtiyarlığına mazhar olmuşsunuz.”
Evlad-ı Fatiha’ndan olan Ali Efendi Hazretleri, Balkan savaşında bu zamana kadar ailesinden on şehit vermiştir… Gönüllere şifa olan sohbetlerinde, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) “Vatan Sevgisi İmandandır.” Hadis-i Şerifini her fırsatta dile getirirlerdi.
Bir taraftan tasavvuf yolunda, Sonsuzluk İkliminde, hikmet kapılarını bir bir aralarken, diğer taraftan ise her türlü hayır, ve kültürel harekete öncülük ederek çevresine faydalı bir insan olmaya gayret etmiştir. Zaman zaman, Mübarek günlerde ve Gecelerde, (Bayramlarda ve Kandil gecelerinde ) Hapishaneleri, Hastaneleri ve Meyhaneleri ziyaret eder. Oradaki insanlara çiçek ve hediyeler ikram ederek, onların dertlerini dinler, kalpten dökülen o feyizli cümleleri ile yıkık ve buruk gönüllerini tamir ederdi. Buyururlardı ki: “Her şey bir Ahh..! demekten ibarettir.”
Her şeyin gönülde başlayıp, gönülde bittiğini ifade eder ve ilâve ederdi “Aradığın şey yaban yerde biten yemiş değildir.” Bir başka tavsiyelerinde ise “Asıl güzel insan Gönlü Güzel İnsandır.” buyurmuşlardır. Yine Birgün sohbetlerinde “Malumunuz gönülle bir şey ikram eden o feyze gark olur. Gönülsüz verilen şey ise sıkıntıya sebeb olur.” buyurdular.
Hal ehli bir insandı. Sohbetlerinde nezaket ve tatlı bir Osmanlı üslubu hakim olup, bir edep numunesi idi. Torunu yaşındaki insanların elini öper, Hane-i saadetine gelen misafirleri ütülü ve takım elbise ile karşılar ve yaşlılığına rağmen misafirini yolcu ederken kapıya kadar uğurlardı. Her şeye lâtif gözle bakmaya çalışır ve hep şu şekilde tavsiye buyururdu: ”Evladım ben ne küfrü teftişe memurum, ne de hayrı tesbite. Herkese karşı hüsnü zan üzere olmak gerek. Su-i zandan uzak durmak ve bu konuda konuşmamak gerek. Ne malûm o insanın beş dakika sonra tüm kötü huylarından kurtulmayacağı…”
Dostlarını sürekli ziyaret etmeyi sevdiği gibi, Misafir etmeyi ve kendisine ziyarete gelenlere ikram etmeyi, hediyeleşmeyi çok severdi. Sohbeti ile; dost ve misafirlerini maddi dünyanın ötesine ve mana âleminin altın kanatlı ikliminde gönül sarayının sırlı bahçelerine alır götürüverirdi. Kendisine yapılan bu ziyaretlerden sonsuz derece müteşekkir olur, Mutluluk ve sevincinden nasıl teşekkür edeceğini şaşırır, Mehmet Akif’ in mısralarına sığınırdı:
“Ağlarım, ağlatamam hissederim söyleyemem Dili yok kalbimin ondan ne kadar bizarım.“
Kitaplara ve yazılmış eserlere çok özen gösterir, okumayı ve okutmayı seven, engin bir ilme ve zengin bir kültüre sahib bilge bir insandı. Gönül saadeti ve hane saadeti için, bir ömür boyu gayret ve hizmetin gerekliliğini vurgular, ancak duanın ehemmiyetine de dikkat çekerdi. Buyurdular ki; ”Çocuklarınızın tâcını, tahtını yapabilirsiniz ama bahtını yapamazsınız. Çocuklarınızın bahtının güzel olması için Hz.ALLAH’ a çok dua ediniz.”
Hayat düsturunu “İncitmemek ve İncinmemek” üzere kurmuş olan Ali Efendi Hazretleri, hane-i saadetlerinde refikaları hanımefendiyi bir defadahi olsun kırmamış ve incitmemiş, “incitmeden ve incinmeden” mürüvvetli ve bereketli bir ömür sürüvermiş ve tüm sevenlerine, bu düstur üzere yaşamalarını tavsiye eder ve şu mısraları her daim terennüm ederdi.
"Sakın hâ kırma kalbi, incedir kırılır. Orası nazargâh-ı ilâhîdir, orada hıçkırılır."

96 yıllık, saadetli ve bereketli bir ömür daha sırlandı.Ve bu Osmanlı Beyefendisi, Sevenlerinin “Tatlıcı Ali Amcası” 4 Ağustos 2008 pazartesi günü Bursa’da Hakk’ ın Rahmetine kavuştu. Bandırmalı Tatlıcı Ali Efendi Hazretleri 6 Ağustos 2008 Çarşamba günü Bandırma Merkez Haydar Çavuş Camii’ nde, ikindi namazına müteakip kılınan cenaze namazının ardından Türkiye’ nin dört bir tarafından gelen ilim, irfan ve tasavvuf ehlinin ve sevenlerinin omuzlarında dualarla, Evliya-i Kiram Ali Rıza Bezzazi (k.s) Hazretlerinin türbesinin bulunduğu Tekke Camii avlusundaki hazireye, Ali Rıza Bezzazi (k.s) Hazretlerinin yanına defnedildi.

Ebediyyet Semasında, İşte o “Gülsuyu”ndan bir damla daha sırlandı…
Birgün Bandırma’ ya yolunuz düşerse; Bandırmanın Ruhani Bekçisi, Münevver bir gönül insanı, Tatlıcı Ali Efendi Hazretleri’ nin kabrini ve Bandırma’ nın Manevi Güneşi, büyük veli Ali Rıza Bezzazi (K.S) Hazretlerinin Türbesini ziyaret edebilirsiniz. Cenab-ı Hâk Manevi Himmetlerine vakıf ve ziyaretlerinizi de kabul eylesin. Mekânlarını Cennet eylesin.
Lâtif Ruhları için el-Fatihâ…








