Şahsyetli Bir Nesil İçin...
Sahurun Seherinde Tuzlu Sulardan Dökülen Bir Can İçin: Şah Mat Sevdaları…
Doğumumuzdan itibaren yolcuyuz hayatta… Yolları ve mekânları menzile varmadan göremeyiz. Öyle bir an olur ki, başladığımız yerden yolculuk, hâlâ gittiğimiz yoldur. An aynı an, mekân aynı mekân, gönül menzili aynı menzil.
Bu anlara, mekânlara gidenler var… Bizim de bir adımız var: Seherî Yolcu…
Güneş ve Horoz… Seher ve Tanyeri…
Gaybın üzerinde doğmak üzere olan güneşin çığlıkları; seherin sessizliğinde kulağıma ve yüreğime, semada öten horozun sesinden ziyade, aklımın da ötesinde bir yankı yaptı.
Güneş ve horoz… Seher ve tanyeri… Bunlar da birer yolcu… Tek farkları, yanarak görevlerini eksiksiz yerine getiriyorlar.
Bizler de içinde bulunduğumuz bin aydan daha hayırlı olan o manevi ziyafet sofrasında, bedenimizin aç kalma korkusundan ziyade sahurun ve seherin takipçisi olduk. Bu tekrarların özünü, özümüz ve sözümüz inşallah sürekli takip ve tatbik eder.
Ruhun ve Nefsin Ağır Yolculuğu
Seher de bir yolculuktur; hem de maddiyatla yorgun olan bedenimizin, maneviyatta yorgun olan ruhumuzun, bir türlü yakmayı beceremediğimiz gönül letaiflerimizin, ağırlaşmış bir taş gibi olan nefsimizin altında bir yolculuk…
Yolculuğumuzun en ulvi anları da olur… Ruhumuz derinliğe varamasa da, aklımız almaz bu yolculuğun ulviliğini.
Seherler sahranın serabı gibidir. Seherler Mevla’nın can çekişen kullarına nefes gibidir. Seherler mürşid ile müridin aynileşmesidir.
Alem-i Ervah’a Doğru Nazlı Bir Kayış
Seher vakti sizi, gölün üzerine vuran sessiz güneşin nadide ışınlarına yolculuğa çıkarmak isterim. Sahurun seherinde secdeden kalma sarhoş bir ruh alemi ile pencereyi açtığınızda; sağanak sağanak yağan, Sidretü’l-Münteha’dan gelen manevi rahmeti içinize çekmek… Gölün üzerindeki yakamoz ışıltılarıyla birlikte.
Acele edin seherîler! Yakamoz ışıltıları gölün üzerinden, Alem-i Ervah’a nazlı nazlı kaymak üzere.
Hayatımız; seher yakamozlarından aşkın verdiği iç huzurunun yansımaları… Manevi gölden gönül alemindeki meçhuldeki sessizlik, birden sayfalara ve satırlara hakim oluverir.
Gözyaşı Abdestinden Sonra
Seherden kalma bir zindelik ve gölün en iç noktalarından kalma, uzak diyarların eşsiz güzelliğini gözyaşı abdestinden sonra hissetmek… Sancılı beden kavuğu içinden, sabaha sevda dolu, hasret dolu bir başka bakmak…
Manevi yolculuğumuz sahurun seherinde; bazen zorlu, fırtınalı denizlerde, bazen sarp ormanlık gibi geçilmez dehlizlerde oluyor. Zor da olsa yolculuğumuza dayanabilmek, kavrulabilmek uçsuz bucaksız deryada çöl misali…
Çöldeki Kum Tanelerinin Bildiği Veda
Çöllerdeki kum tanelerine sormak lazım aşk-ı seheriyi nasıl yaşadığını? Güneşin çığlıkları arasında gönlümüze verilen veda mektuplarını kumlar çok iyi bilir… Derinliği ve acıları olan bir veda.
En büyük acı budur işte.
Yine sahurun seherlerinde, çöllerdeki kum taneleri gibi ansızın yakamozla aşkı tatmak manevi çemberde…
Haykırıyorum sessizce yaralı yürek mahzeninden rüzgar gibi…








