Başka Milletleri Taklit Çok Tehlikelidir

said-halim-pasa

Batının medeniyeti, siyasî ve sosyal müesseseleri, bizde pek tabii olarak bir hayranlık uyandırmıştır. Bu hayranlığın sevki ile Avrupa milletlerinin tecrübelerinden istifade etmeyi şiddetle arzu ediyoruz. Fakat her milletin kendine has fikirleri ve hisleri vardır. 

Bunun içindir ki, başka milletlerin tecrübelerinden istifade etmeye kalkışan bir milletin, tamiri imkansız birtakım hatalara düşmemesi çok güçtür. Garb’ ın düşünce tarzı ve ruh halleri ile Şark’ ın düşünce ve ruhu arasındaki ortak noktalar ekseriya umulanın aksine pek azdır. Bu yüzden, böyle istifadeye kalkışmak çok tehlikelidir.

Fikrimizce bütün bu fenalıkları doğuran: Batı medeniyetini anlamadan taklit edişimizdir. Batılı milletlerin tecrübelerinden istifadenin, bize kıymetli bir yardımcı ve rehber olabilmesi, son derece dikkatli ve uzak görüşlü hareket etmemize bağlıdır. Yazık ki, bu derece bir dikkat, îtidal ve basîrete sahip olduğumuzu iddia edecek durumda değiliz.

Biz, Batı medeniyetinin parlaklığı karşısında, o derece hayran ve hayrette kalmışız ki, onu meydana getiren, temeldeki gerçek sebepleri kavrayamayıp, gördüğümüz neticeleri, bu medeniyetin sebepleri sanıyor  ve görünüşe aldanıyoruz.

Batılı milletlerin hiç biri, bizim yaptığımız gibi diğer milletlerin siyasî veya sosyal müesseselerini kabul ve tatbik etmeye teşebbüs etmemiş; kendi ruhunu diğer milletinkine göre oluşturmaya çalışmamış; yahut kendi manevi şahsiyetinden vazgeçip, başkasının fikir ve hareket tarzını tam bir teslimiyetle taklide girişmemiştir. Batılı milletler, ilerlemek ve olgunlaşmak için önce sûistimâllere, adâletsizliğe ve cehâlete karşı savaş açmışlardır.

Bir ferdin veya cemiyetin düzelmesi, mânen ve fikren yücelmesi, ancak kendi gayretleri sayesinde mümkündür. Taklitçilik kendi kendimizi tanımamıza bile engel olur. Taklitçiliğin sonu, ancak, elem verici bir sosyal kargaşa ve bir siyasi anarşi olacaktır.

Her değişikliğin iyilik işareti olduğu inancını taşımak, pek acayip bir vehim ve gafletin eseridir. Hakiki bir yenileşme, zamanla meydana gelir. Alelacele meydana getireceğimiz yeniliklerden kaçınmalıyız.

Siyasi müesseselerde ve içtimai faaliyetlerde tutulduğumuz hastalık sebebiyle  iyi ile kötüyü, güzel ile çirkini birbirine karıştıran ahlak anlayışımızı da sarsıntıya uğratan yeni bir zihniyete sahip olduk. Edep ve ahlâkımıza, geleneklerimize ve pek selîm, pek afîf ve pek insaflı olan Osmanlı şahsiyetimize karşı düşmanlığımızı ilân ettik.

Bu hal zaten oldukça çeşitli milletlerden meydana gelmiş olan Osmanlı cemiyetinin kendine has mahiyetini de gitgide kaybetmesine ve tam bir çökme tehlikesine doğru sürüklenmesine sebep olmaktadır.

Bugüne kadar pek haksız olarak hakir gördüğümüz medeniyetimizi sevmek ve ona hizmet etmek lâzım geldiğini sonunda iyice anlayacağız. İçinde ümitsizce çırpınıp durduğumuz şu elemli buhranın tek sebebi, Batı medeniyetine kayıtsız şartsız girmek ve kendi medeniyetimizi tanımak istemeyişimizdir.

Bu buhran ancak, o fâhiş hatanın tam olarak anlaşılması ile aşılabilecektir. İşte ancak o zaman, kendi şahsiyetimizi güzelce düşünüp esas alarak, kendi şartlarımız ve vasıtalarımızla, kendimize has bir hayat sürmeye başlarız.

Derin bir perişanlık içinde bulunan rûhumuz ve zihnimiz de ancak bu sâyede, mâzideki huzur ve rahatını tekrar kazanır. Ancak bundan sonra, millî istidâmızın tabiî bir akış içinde gelişmesi mümkün olur. Bizler de o zaman, bunca ıstıraplı senelerin bıraktığı izleri tâmir ve tedavî yolunda, imkânlar ve çareler gösterebilecek, verimli ve canlı bir fikir faaliyetine yeniden başlamaya muvaffak olabiliriz.